20 Kasım 2008 Perşembe admin
moda">Moda biz kadınlar için vazgeçilmez.Kış modası,yaz modası, ayakkabı,etek,ceket,şal kısaca herşeyin bir modası ve dolayısıyla zamanı var.Modanın basit tanımı geçici yenilik olsa da bizim için moda">moda her zaman varolacak.
Kadınca hayata bakış açısı,özellikle şık ve zatif olmayı gerektiriyor.Şıklığınız için modayı takip etmelisiniz.Modası geçmiş bir ayakkabı kimseye cazip gelmez diye düşünüyorum.
Örneğin şuan deri kısa uzun topuklu botlar, bilekten [...]
Kategori bilgeis.com | Yorum yapılmadı »
31 Ekim 2008 Cuma admin
Sonunda blog alemine kavuÅŸabildik.Bu garip olayı anlayana havale ediyorum.Zira burası Türkiye anlayana sinek saz anlamayana davul zurna misali…Bugün ise cumhuriyetimizin 85. yıldönümü nice 85ler 100ler görmeyi nasip etsin Allah milletimize.Atamızın emanetini yüzyıllara taşımak için okumak ve öğrenmek dileklerimle…
Malum önümüz kış örgü mevsimi geldi geliyor.Bu aralar bizim evde seri imalata geçilmiş durumda.Son moda">moda ponpon iplerden iki farklı çeşit farklı renklerde atkılar ürettik.İthal kalın iplerden yelekler yaptık.Tek tek arta kalan renkleri de birleştirip diz örtüsü yapmaya başladık.Bu da örgülerimize anca yeten sepetimiz.Bazen bu bile ağırlığını taşıyamıyor:) Bense biraz şişlere ara verip kitaplara dönsem iyi olacak:)




Bu devasa yün yumağı ise örüleceği günü iple çekiyor:)


Kategori gozdeayse.blogspot.com | Yorum yapılmadı »
4 Ekim 2008 Cumartesi admin
Öncelikle herkesin geçmiş ramazan bayramını kutluyorum.Bugün aslında oldukça üzgünüm.Yine teröre masum evlatlarımızı şehit verdik.Bunun acısı her saldırıda her operasyonda yüreğimizi yakıyor.Ancak tüm dış güçlere,içimizdeki düşmanlara karşın sığınacak çok sağlam bir limanımız var.O da Türk Silahlı Kuvvetleri…Türkiye jeopolitik açıdan içine çekilmek istendiği olumsuzlukla yıllardır Silahlı Kuvvetler bünyesinde fiilen mücadele veriyor.Doğduğumdan beri bu mücadelenin içinde biri olarak umudumu hiç kaybetmedim.Her zaman silahlı gücümüze güvendim inandım.Nitekim çok şehitler veriyoruz çok acılar yaşıyoruz ama terörü yıkan parçalayan sayısız zaiyat veren güçlü bir orduya sahibiz.Savaşıyoruz ve karşılığını alıyoruz.Fakat yalnızca silahlı saldırıyla bu savaşı veriyoruz.Türkiye diplomatik olarak hiç bir mücadele vermiyor.Türkiye dışındaki ve içindeki düşmanlarla yandaşlık yaparak bu canların vebalini boynunda taşıyor.Türkiye terörle mücadelede hiç bir olumlu adım atmıyor.
Kime göre neye göre savaş…Çoğu insan kuzey ırak sınırlarının ve doğu illerimizin dağlık kesimlerinin savaş bölgeleri olduğunu düşünmekte.Asıl savaş Türkiye’nin içinde.Hem de en batısında…En modern şehirlerinde…Son model araçlarında mayınsız dümdüz asfalt yollarda evlerinden koltuklarına güvenlik içinde gidip gelebilenlerle bu ülke için bir şeyler yapmaya çalışanlar arasında…
Biz topla tüfekle bu olayı bitiririz.Ancak ne yazık ki bizi parçalamaya yönelik planlara çanak tutmayacak bir politikaya sahip olmadıkça bu terör laneti masum canları alacak,bizleri üzecek.
Dünya düzeni durmadan değişiyor.Bu değişim içinde her türlü şartları lehimize çevirip çok büyük söz sahibi olmamız gerekirken üç beş çapulcuyla yıllardır uğraştırılıyoruz.Kim için ne için??? Bu canlar bizim güvenliğimizi korumak için verilmeli stratejik oyunların kurbanı olmak için değil.
Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri süregelen Türkiye planlarına kayıtsız kalmayalım.Okuyalım,araştıralım,bilinçlenelim.Unutulmamalıdır ki Türkiye bugünlere dış ve iç düşmanların etkisinin yanında çoğunlukla da okumayı rededen ya da okuyamayan vatandaşları yüzünden geldi….
Kategori gozdeayse.blogspot.com | Yorum yapılmadı »
28 Temmuz 2008 Pazartesi admin
(Dikkat uzun yazı. Eyvah uzun yazı!)
Bunlarla kafayı yeme Melis sonu yok dedikçe, bu ekolojik olayına sardırmaya başlıyorum. En belirgin harekatı ise kozmetikte yaşıyorum. Geçen gün güvenilir kaynaklardan öğrendiğim şeyle yıkıldım. En zararlı kozmetik maddelerinin güneş koruyucuları olduğunu duyduğumdan beri de içim hiç rahat değil. Çünkü ten rengi sıralaması yapılırken, dünyadaki renkler benim beyazlığım referans alınıp da başlamış gibi. Yani ben sıralamadaki ilk renge sahibim. Yıllardır güneş görmemiş beyaz ötesi tenimi 50 üzeri faktörlerle korumak boynumun borcu. (50 faktörü ben ve çocuklardan başka kim sürüyor biliyor musunuz? Çok koyu tenliler, daha fazla kararmasınlar diye!) Güneş kremleri içerlerinde birçok kimyasal bulundurduğundan en zararlı ilan edilmiş. Peki bu durumda ne yapılıyor? Makyaja geldiği gibi güneş kreminde de tercih minerallerden yana olmalı. Fakat bu kimyasal olayı öyle ki, aslında şampuandan rimele, neredeyse ojeden ruja herşeyin içinde kimyasal madde var. Güneş sütümü mineral aldım, makyajımı minerallerle değiştirdim, peki diş macununu ne yapacağım, kıyafetlerimi en zararlılardan biri olan deterjandan nasıl kurtaracağım? Benim bu afilli gibi görünen sorularım birkaç yıllık dünyevi meseleler klasmanında, kanserojen katkı maddeli paranoyanın küresel ısınma manikdepresifli hali zaten. Meselenin hormonlu gıda KDV’sini de hasılata katmayı unutmamak gerek.
NTV Yeşil ekran destekli paranoyalarım, markette çaktırmadan deterjanın kansersizinden ararken, yediğim domatesi, ya da herhangi bir paketli ürünü de sorgulatıyor artık bana. Sonra birden İsviçre’de yaşamadığımı hatırlayıp, Allah’ın İstanbul’unda deterjandan, hormonlu çilekten, PEG içeren kozmetikten kaçsam ne olacak zaten diyorum. (Acaba Türkler’in toplam kalite ter kokusunun bizim payımıza düşen ozon tabakası delinimi ya da karbon gazı salınımının çokluğunda etkisi var mıdır? İşte BBC sana güzel bir belgesel araştırma konusu. Ancak araştırırken kokudan sağ kalamama ve ülkenize geri dönememe riski var benden uyarması.)
Fala inanma falsız kalma’nın ekoloji versiyonunu kendime tam prensip edinmişken, zat-ı alimi ürün içeriğine bakarken ve katil katkı maddelerini enselemeye çalışırken buluyorum. Yani merak var, istek var, hatta kafaya takmaya yakın bir ruh hali var, ancak daha hala çemberin dışındayım.
Bu arada araştırmalar, ekrana düşen ekolojik haberler bütününde kendime uzman! (kendini bilir) destekli bir koruma kremi aldım. Minerallerden yapılma olduğu söylenen İsrailli AHAVA’nın 50′leri.
Şimdi araştırırken bir marka daha gördüm, ekoseverlerin zaten bildiği bir marka gibi duruyor Lavera. Markayı biraz daha araştırdıktan sonra kendimde nemlendiricilerini ve temizleme jellerini alacakmışım gibi bir hava seziyorum. Kullananınız ya da başka şeyler bilip de paylaşmak isteyeniniz varsa söyler zaten. Bir de Almanca bilenlerin faydalanabileceği ürün didikleyen, Chanel, Clinique ve Nivea’nın içeriklerini beğenmeyen Öko-test diye bir site var. İşte onların beğenisi Lavera zaten. Almanca’ya ilk defa ihtiyaç duyuldu o da namüsait.
Eee ne yapıyorum o zaman?
1-Evet bu kadar beyazım. Güneşe çıkmak mı? Kendini intahar etmekle aynı kefende yatıyor. Rengim bu ve bir cilt nakli yaptırmadıkça değişmesi mümkün değil. En az 50 faktör koruma ve güneşle hiç anlaşamama durumları aynen devam.
2- Evet son zamanlarda benle cepten iletişim kuranlar, maymun gibi alolara gark oluyor. Nedeni kulaklığımı keşfetmem. Kulaklığın tele dolanması sonucu cevap vermede güçlük, ses ayarlarında nanaylık.
3- İnternet maillarında dolaşan 3 cep telefonu ile mısır patlatma gösterisi ve gazete destekli cebin beyin pişirme operasyonları bana geceleri kapattırıyor mereti.
4- Haci şakir’in toz sabunlarıyla çocuk eşyası yıkayan arkadaşlarım var. Deterjan konusu şu aralar benim için sıcak konu. Daha bulaşık makinasına takmadım.
5- AHAVA’yı deneyeceğim. Gerçi 50 zaten koruyacak. Mineral kısmı Allah’a emanet.
6- Makyaj malzemelerime onca yatırım yapmışım. Aklanmalarını bekleyip, fondötenim mineralli canım deyip, kendimi ekolojinin parçası zannetmeye çalışacağım.
7- Organik kara bulgurumun hakkını vermeye devam edeceğim. Elimdeki tek organik malzeme. Tüm yiyecekleri organik alamam ki’lerle kendimi kandıracağım. Bu yaşa kadar organik mi yemişiz ki diye Türklük yaptıktan sonra, e çocukken bu kadar katkı maddesi yoktu ki diye soru-cevap oynamaya devam edeceğim.
Kategori http://modatrendenin.blogspot.com | Yorum yapılmadı »