Yine CHLOE SEVIGNY huzurunuzda
11 Temmuz 2008 Cuma admin….!&=?^%&/()=?
Geçen hafta Nokia’nın kadın kullanıcılara daha çok hitap edeceği düşünülen Supernova serisini inceleme fırsatım oldu. Seri, bilimkurgu filmlerinde geleceği tasvir ederken kullanılan alet edevat görüntüsüne bürünmüş şimdiki zaman oyuncaklarından farklı olarak oldukça renkli. Hatta çıkış noktası, renkleriyle kılıklara uyum sağlayabilmesi. Değiştirilebilen kapaklar mevcut, ancak kapaklara farklı dokular verilmiş.
mp: Telefon tasarlarken ilham kaynaklarınız nelerdir?
gs: Nokia tasarımında ana ilham kaynağı insandır. Tüketici araştırmaları yapıyoruz. Antropologlarla çalışıyoruz. Dünyanın her yerini gezen ekibimiz var. Trend takibi yapan ekibimiz topulumları inceliyorlar, tasarım trendlerine bakıyorlar, ekoloji trendlerini inceliyorlar. Daha stil içeren telefonlar tasarlarken de modaya bakıyorum. Kolay ulaşılabilen moda">moda üreticilerini inceliyorum. Renk trendlerinden çokça yararlanıyorum.
mp: Gelecek kurgulanırken, telefonların aksesuar">aksesuar gibi taşınacak moda">moda ürün olmasından bahsedilirdi. Hatta saat telefonlar olacaktı. Ancak daha etrafta kullanıldığını göremiyoruz?
gs: Farklı konseptler yaratılmaya başlandı, mesela takı olan telefonlar gibi ilginç şeyler. Ancak şu anda insanlar fiziksel tanımlayabilecekleri cismi nesneler istiyorlar. Gelecekte daha akıllı aletler olacağını düşünüyorum.
mp: Bir telefonun cool görünmesi mi daha önemli yoksa işlevsel olması mı?
gs: Birini diğerinden ayıramıyorum. İkisinin de olması gerek. 7610 ‘e bakarsak mesela 3.2 megapiksel kamerası ve daha bir çok özelliği var. Telefona ne kadar çok unsur eklerseniz büyüyor. Ancak sadece stil için insanlar birinden birini gözden çıkarmak istemiyorlar, ikisini de istiyorlar.
Supernova kızları podyumdaki geçişlerini tamamlarken, isimlerini enerjisi biten büyük yıldızların şiddetle patlaması durumundan aldıklarını söyleyelim. Yıldız patladığında renk şöleni sunuyormuş.
Kadın, erkek, genç ve çocuk koleksiyonları ile ulaşılabilir modanın vazgeçilmez adresi olan LC Waikiki’de şimdi tüm ürünler yüzde 50′ye varan indirimlerle.
Genç kızlar için elbiseler, atletler, kat kat etekler, kargo cepli kapri ve bermudalar, taytlar, baskılı t-shirtler, babetler…
JC Report, bloglar yokken dünyadaki moda">moda haberlerini almamıza yardımcı olan güzide bir süreli yayındı. 15 günde bir posta kutusuna düşen haberlerle şenlenirdik. Bloglar çıkınca ve bu kadar dominant olunca JC Report da tarz değiştirdi. Mini haberlerin artık blog şeklinde okunmasına yer verir oldu. Ancak hala saygınlığını yitirmiş değil. Arkasında sıkı bir ekip olduğu belli.
Surf dünyasının gerek aksesuar">aksesuar gerekse giyim ürünleri ile en bilinen isimlerinden O’Neill’den erkeklere özel şort modelleri.
Büyük bir kısmının koyu renkli olduğu şort modellerinde klasikleşen tarzın dışında cep sayısı makul oranda tutulmuş. Diz hizasında kesilen şortlar yaz sıcaklarına şort giymekten vazgeçmeyen beylere O’Neill’den…
Denim Dünyasının sıradışı markası G-Star’dan Şort ve Bermuda Koleksiyonu G-Star, bu sezon sevenlerine farklı renk ve materyallerden oluşan çeşitli şort ve bermuda modelleri sunuyor.
Yaz sezonunun öne çıkan tarzları, kısa ve önden cepli şortlar ve de ince koton/keten kalitesinde geliştirilen Flight Elwood Surfer’lardır.
Blake Radar denilen yarım pantolonlar özel sökük tarzı ile asker pantolonlarından esinlenilerek üretilmiştir. Raw [...]
Denim Dünyasının sıradışı markası G-Star’dan Şort ve Bermuda Koleksiyonu G-Star, bu sezon sevenlerine farklı renk ve materyallerden oluşan çeşitli şort ve bermuda modelleri sunuyor.
Yaz sezonunun öne çıkan tarzları, kısa ve önden cepli şortlar ve de ince koton/keten kalitesinde geliştirilen Flight Elwood Surfer’lardır.
Blake Radar denilen yarım pantolonlar özel sökük tarzı ile asker pantolonlarından esinlenilerek üretilmiştir. Raw [...]
Denim dünyasýnýn sýra dýþý ismi G-Star, bu sezon otantik kot stiline artan ilginin yansýmasýyla oluþan bir programý tanýtýyor:…
Balayında kalacağımız oteli seçerken önce yeri seçtik, yani Antalya. Hatırlayanlarınız vardır, Kıbrıs ve Antalya arasında kalmıştım. Antalya’da da mevsim itibariyle denize girme ihtimalimizin düşük olduğunu bildiğimiz için hem merkeze yakın olan, hem de “herşey dahil” gibi bir sistemle bizi sınırlamayacak bir yer olsun istedik. Sonuçta eleye eleye Lara’ da bulunan The Marmara’ya karar verdik. Tabi bu kararda, Berk’ in otellere bilgisayar programı satışı işinde çalışan abisinin bizim için çok büyük bir indirim (3te biri kadar) yaptırması da etkili oldu :))
Mimar olmamdan dolayı otelle ilgili biraz bilgiye sahiptim. Bu otelin özelliği ana binada konumlanmış 208 odasından başka ayrı bir binadaki 24 odanın dönmesi. (Fotoğrafta öndeki küçük blok, dönen kütle; arkadaki ana kütle) Bizim kaldığımız sürede bina kendi etrafında dönüşünü 7 saatte tamamlıyordu. Dönen odalardayken binanın döndüğünü hissetmiyorsunuz çünkü kütle dönme hızına oranla çok küçük, çok yavaş dönüyor. Yalnız tabi şu ilginç: bir sabah ana binaya bakarak uyanırken ertesi sabah deniz manzarasıyla uyanıyorsunuz. Dönen oda tasarlamak tabi mimarı oda manzarası kaygısından da kurtarmış oluyor. Çünkü bütün odalar aynı saatte olmasa bile illa ki günün bir saatinde denize bakıyor.
Otelde genel olarak cephe mimarisinden çok iç mimariye ve detaylara önem verilmiş. Beyazın içinde canlı renkler, değişik aydınlatma teknikleri, akla gelmeyecek malzemelerden dekoratif süslemeler… Özellikle odada küvetin duvarında kullanılan üç çalı süpürgesi oldukça eğlenceli bir hava katmıştı. Bir de benim en çok dikkatimi çeken otelin kendine has bir damgasının olması ve bu damganın havlulara desen olarak, lavanta kesesinin üzerine, tuvalet kağıdına ve odadaki peçetelere damga olarak, restaurantında peçetelerde yaldız baskı olarak kullanılmasıydı. Kısacası günlük detayların tasarlanan mimariyle uyum içinde işlemesini başarmışlar. Bu genelde zor birşeydir: mimar tasarlar, hatta en ince ayrıntıları imalat sırasında başında durur, yaptırır. Ama faaliyete geçince tasarlanandan tamamen farklı yönde bir işleyiş olur çoğu zaman. Ama dediğim gibi burada sanki herşey proje aşamasında planlanan şekilde işliyordu.
Neyse çok dağıttım konuyu :)) işte dönen oda ve balayı çiftine yapılan ikram. (bu arada şarabı içemedik; küçücük bir tirbüşon getirmişler mantarı sıkıştı, çıkartamadık.)
Bunlar da odadan bir manzara ve falezlerden deniz.
(Bu arada yalnızca bir gün deniz kenarına indik. Diğer günler hava o kadar sıcak değildi. Ben denize girmeye yeltendim ama çok soğuktu, sadece güneşlenmekle yetindim. Berk daha cengaver çıktı, o girdi.)
Ve otelin restaurantı, lobisi, toplanma mekanı, adı da : Tuti. Lobide de en dikkat çeken şey ortada bulunan her kolonun farklı bir şey için kullanılıyor olmasıydı. Şöyle ki: en soldakine tırmanma duvarı yapmışlar, tırmanma antrenmanı için kullanılıyordu. Yanındakine bir sürü çerçevede fotoğraf asmışlardı. Onun yanındakini tavana kadar kitaplık yapmışlardı. Ortadaki iki tanenin ortasına iki tane salıncak asmışlardı. Onun yanındakini beyaza boyayıp bırakmışlar, her gelen oraya yazı yazmış, yazı duvarı olmuştu. (biz yazmayı unuttuk) Onun yanındaki kolonu Türk köy evi gibi yapıp her tarafından kuru bakliyatlar sarkıtmışlardı. En sağdaki kolonu ise tavana kadar yer yer minik ahşap raflarla donatıp raflara kavanozlar koymuşlardı.
