Antalya the Marmara
5 Mayıs 2008 Pazartesi adminBalayında kalacağımız oteli seçerken önce yeri seçtik, yani Antalya. Hatırlayanlarınız vardır, Kıbrıs ve Antalya arasında kalmıştım. Antalya’da da mevsim itibariyle denize girme ihtimalimizin düşük olduğunu bildiğimiz için hem merkeze yakın olan, hem de “herşey dahil” gibi bir sistemle bizi sınırlamayacak bir yer olsun istedik. Sonuçta eleye eleye Lara’ da bulunan The Marmara’ya karar verdik. Tabi bu kararda, Berk’ in otellere bilgisayar programı satışı işinde çalışan abisinin bizim için çok büyük bir indirim (3te biri kadar) yaptırması da etkili oldu :))
Mimar olmamdan dolayı otelle ilgili biraz bilgiye sahiptim. Bu otelin özelliği ana binada konumlanmış 208 odasından başka ayrı bir binadaki 24 odanın dönmesi. (Fotoğrafta öndeki küçük blok, dönen kütle; arkadaki ana kütle) Bizim kaldığımız sürede bina kendi etrafında dönüşünü 7 saatte tamamlıyordu. Dönen odalardayken binanın döndüğünü hissetmiyorsunuz çünkü kütle dönme hızına oranla çok küçük, çok yavaş dönüyor. Yalnız tabi şu ilginç: bir sabah ana binaya bakarak uyanırken ertesi sabah deniz manzarasıyla uyanıyorsunuz. Dönen oda tasarlamak tabi mimarı oda manzarası kaygısından da kurtarmış oluyor. Çünkü bütün odalar aynı saatte olmasa bile illa ki günün bir saatinde denize bakıyor.
Otelde genel olarak cephe mimarisinden çok iç mimariye ve detaylara önem verilmiş. Beyazın içinde canlı renkler, değişik aydınlatma teknikleri, akla gelmeyecek malzemelerden dekoratif süslemeler… Özellikle odada küvetin duvarında kullanılan üç çalı süpürgesi oldukça eğlenceli bir hava katmıştı. Bir de benim en çok dikkatimi çeken otelin kendine has bir damgasının olması ve bu damganın havlulara desen olarak, lavanta kesesinin üzerine, tuvalet kağıdına ve odadaki peçetelere damga olarak, restaurantında peçetelerde yaldız baskı olarak kullanılmasıydı. Kısacası günlük detayların tasarlanan mimariyle uyum içinde işlemesini başarmışlar. Bu genelde zor birşeydir: mimar tasarlar, hatta en ince ayrıntıları imalat sırasında başında durur, yaptırır. Ama faaliyete geçince tasarlanandan tamamen farklı yönde bir işleyiş olur çoğu zaman. Ama dediğim gibi burada sanki herşey proje aşamasında planlanan şekilde işliyordu.
Neyse çok dağıttım konuyu :)) işte dönen oda ve balayı çiftine yapılan ikram. (bu arada şarabı içemedik; küçücük bir tirbüşon getirmişler mantarı sıkıştı, çıkartamadık.)
Bunlar da odadan bir manzara ve falezlerden deniz.
(Bu arada yalnızca bir gün deniz kenarına indik. Diğer günler hava o kadar sıcak değildi. Ben denize girmeye yeltendim ama çok soğuktu, sadece güneşlenmekle yetindim. Berk daha cengaver çıktı, o girdi.)
Ve otelin restaurantı, lobisi, toplanma mekanı, adı da : Tuti. Lobide de en dikkat çeken şey ortada bulunan her kolonun farklı bir şey için kullanılıyor olmasıydı. Şöyle ki: en soldakine tırmanma duvarı yapmışlar, tırmanma antrenmanı için kullanılıyordu. Yanındakine bir sürü çerçevede fotoğraf asmışlardı. Onun yanındakini tavana kadar kitaplık yapmışlardı. Ortadaki iki tanenin ortasına iki tane salıncak asmışlardı. Onun yanındakini beyaza boyayıp bırakmışlar, her gelen oraya yazı yazmış, yazı duvarı olmuştu. (biz yazmayı unuttuk) Onun yanındaki kolonu Türk köy evi gibi yapıp her tarafından kuru bakliyatlar sarkıtmışlardı. En sağdaki kolonu ise tavana kadar yer yer minik ahşap raflarla donatıp raflara kavanozlar koymuşlardı.
