moda, kadın ve güzellik hakkında aradığınız bilgiler


Bugün ne giydim?

10 Temmuz 2008 Perşembe admin


Bugünkü kıyafetim için gelen benzetmeler çeşitli; öğrenci, rahibe ve french maid gelen yorumlar arasında ama benim hedeflediğim ilkiydi. İnsanların algılayışı farklı, bir şey diyemem :) ları at kuyruğu yapıp, fiyonklu bir tac ve makyajla tamamladığım üm şu elementlerden oluşuyor:

Ofis fotoğını çok beğenmediğim için, BCBG Max Azria mağazasının kabinini de mekan olarak kullandım, sanki ışık daha bir iyi.

JC Report Kapağında Türklerin İşi

6 Temmuz 2008 Pazar admin

JC Report, bloglar yokken dünyadaki ">moda haberlerini almamıza yardıı olan güzide bir süreli yayındı. 15 günde bir posta kutusuna düşen haberlerle şenlenirdik. Bloglar çıkınca ve bu kadar dominant olunca JC Report da değiştirdi. Mini haberlerin artık blog şeklinde okunmasına yer verir oldu. Ancak hala saygınlığını yitirmiş değil. Arkasında sıkı bir ekip olduğu belli.

Bu girizgahın sebebi, geçen haftadan başlayarak 4 hafta sürecek olan kapak çalışmalarında Z.Berhan Yılmaz’ın stilistliğinde Mehmet Erzincan’ın fotoğına yer vereceklerini açıklamaları. Bu ikili hakkında daha önce sizleri bilgilendirmiştim. Şimdi olay katmerlendi. Türk bir stilistin ve çının işlerinin yabancı ve bilinir bir e-">moda dergisinin kapağını süslemesi, bence çok bir haber.

Cover Curation: A Turkish View on

For this four weeks of cover photography on JCR, we’re splashing the site with works by concept designer and editor Z.Berhan Yilmaz and photographer Mehmet Erzincan, two talents from Turkey. Currently, it’s the summery Stars series, which was recently published in Hulya magazine. In the coming weeks, look out for the “Je t’aime,” “Butterflies” and “Geometric” series. From the looks of these fierce images, Turkey’s scene is a promising one.

21. Yüzyıl: Taklit Çağı

24 Haziran 2008 Salı admin

Forever 21 malzemelerimi severek kullanıyorum. Çoğu günü kurtarmışlıkları bile olmuştur. Ancak son numaraları beni bu konsept hakkında çirkinleşmeye götürdü.



Chloe, Forever21

Chloe’nin bu için yapmış olduğu bu belirgin modelin aynısını alıp giymek, bu işi başka yerlere taşıyor. Forever 21, burada Mahmutpaşa’daki taklitçi cılar gibi. Dergiden kestikleri resimlerle içeri girer. Atelye sahibi belli bardakta yanında şekeriyle bir çay ikram eder. Fotoğraftan orası burası değiştirilir ve istenilen konusunda mutabakata varıldıktan sonra, sipariş teslim günü gidip ayakkabı alınır. İşte Forever 21 artık “o” cıdır.

Buna göre şu hikayede kendimi hissetmiyorum: $27 kadar komik bir paraya olduğunu bilmesem bile, ki -biliyorum o yüzden ısmarlıyorum-, getirttim yı. Sonra bunu giydim şık bir yerde. ( olduğu için şık bir yeri de kaldırma ihtimali var) Sonra döndü arkadaşım sordu “A Chloe mi bunlar? Bayıldım ben bu bunlara”. Ben de döndüm “Yok Forever 21. Bu ay bir evimi satamadığım için bununla idare ettim” dedim. Ama illaki sahip olmalıydım, çünkü çağ bunu gerektiriyor. Chloe ayakkabı yapmışsa alacağım, Gucci’nin bilmemne modeli çantası çıkmışsa takacağım…

İşte bundan sonra da olay kopar… Meğersem çantam da sahte ’muş. Gözlüklerim işporta Tom Ford. En üken ük ve setimi, sahteliğini çaktırmayacak şekilde almışım. Kullandığım Ipod Çin’den getirtme. Okuduğum korsan. Burnum yapılma, saçım ek. Ben aslında ben değilim, kim olduklarını tam bilemediğim bir sürü insanı sadece bir bedene sığdırmaya çalışıyorum.

“Taklit maklit sar bana iki çift ordan üm” dediğinizi duydum. Çünkü gerçekten çok komik bir bir ürün için. ve taklitler kimseyi öldürmez diyorsanız, bile kanatmaz bu.

Marc Jacobs Reklamı: Bryan Boy Esintisi Mi?

23 Haziran 2008 Pazartesi admin


MJ, Bryan Boy’dan okuduğumuz gördüğümüz kadarıyla çok etkilendi. Bir süredir bu etkileşimi BB’nin blogundan takip ediyorduk. Önce BB’nin onuruna bir çantaya ismi verildi.
Geçenlerde de kendisine armağanlar yağdı MJ’den, üstelik yanında BB’ye özel ılmış not da vardı.

Ve MJ’nin 2009 kampanyası tamamıyla BB kokuyor. Aynı BB’nin ev yapımı çekimlerine benziyor. Evet kıyafetlerinin tanıtıldığı reklamda başrolde bir var. İlk ta kılıklı lı bir ">model poz veriyor sanki diye düşünüyoruz. Ama dikkatli bakınca yanılıyoruz. Kampanyada şimdiye kadar dört kare yayınlandı. İki reklamda kıyafetleri varken diğer iki sette modele vardı. ">Model, Cole Mohr. çı, Juergen Teller.
MJ ve oyun alanı ">moda dünyası…

Göbeklerinizi Ortaya Çıkarın

14 Haziran 2008 Cumartesi admin

gobekler-fora.jpgDüşük belli , derken göbekler artık hiç kapanmıyor. Genç da modaya uyabilmek uğruna göbeklerini düzelttirmek için cerrahlara koşuyor

Artık son ">moda ın belleri o kadar düştü ki üzerine ne giysek belimiz, göbeğimiz kapanmıyor. Anneler “ım böbreklerini, yumurtalıklarını üşütürsün” diyedursunlar bu durumdan şikayetçi olan yok. Yeter ki o ın kısımlarının üzerine karnımızdan, belimizden yağlar sarkmasın. Bir de madem açıkta kalıyor, deliğimiz de şöyle Ebru Şallı’nınkini aratmasın.

Ama bu o kadar kolay değil. ">Moda dediğimiz şey de bir anda geliviriyor, önceden haber vermiyor. Hoş geçen senelerde göbekler açılmaya başlamıştı ama bu kadar artacağını bilemezdik. O hızlı ve etkili bir çözüm gerekiyor. İşte böyle diyenler kendilerini cerrahların eline bırakıyor. Özellikle ’da karınlarını düzleştirmek, deliklerini güzelleştirmek için sıraya giriyor. Cerrahi Birliği bu şimdiye kadar

2 bin ın deliğini güzelleştirmek için bıçak altına yattığını söylüyor.

“20-35 yaş arasındaki geliyor”

’de de durum çok farklı değil. “Aslında bölgesine müdahale yıllardır yapılıyor çünkü de giyiyor . Ama düşük belli ve tişörtlerle her yerde açık kalmaya başladıktan sonra daha fazla özen gösterilmeye başlandı bu bölgeye” diyor Rekonstüriktif Cerrahi Uzmanı . Ömer Alp.

Cerrah Nuri Soysal da Alp’i şu sözlerle destekliyor: “Genç bu tip kıyafetleri daha giyebilmek için hiç düşünmeden geliyorlar. Aslında yaş aralığı 18-50 ama tahmin edersiniz ki 35-40 yaşını geçmiş olan zaten göbeklerini açıkta bırakacak kıyafetlere çok rağbet etmiyorlar.” . Ömer Alp ise yaş aralığının 20-35 olduğunu belirtiyor.

Peki bu müdahale ne gerekiyor? Yine işin uzmanı Ömer Alp anlatıyor: “ yapanlarda, çok kilo alıp verenlerde doku gerginliği azalıyor. deliği yukarı doğru gidiyor, neredeyse yok oluyor. Oysa deliğinin ucunun aşağıya doğru olması makbüldür. Yine aynı kişilerde çevresindeki büzüşüyor, çatlaklar meydana geliyor. deliğinde bir bozukluk varsa bu doğumsal fıtıktan ya da kesiminin yanlış yapılması ünden olabilir. Bunların düzeltilmesi isteniyor.”

“Bu senenin modası çizgi şeklinde

Karın kısmındaki müdahaleler ikiye ayrılıyor. Sürekli çok miktarda kilo alıp vermeden ya da birkaç ünden gerçekten sarkan ve deforme olan karınlarda tam germe ı yapılıyor. Ama deliklerinin şekillerinin düzelmesine de yardıı olacak şekilde fazla yağlarından kurtulmak isteyen genç kadınlarda yarım germe tercih ediliyor. Yani karnın alt bölümüne sezaryen kesiği gibi bir kesik atılıyor, alt karın gerdiriliyor. Tabii bu arada yağlar alınıyor. Böylece oradaki çatlaklar da gidiyor. Bu müdahale 30 dakika ile 1,5 arasında sürüyor. Üç hafta sonra da izleri geçmiş oluyor. Piyasada yakla 2 bin dolar artı hastane masrafları karşılığında yapılıyor.

Gelelim bu senenin modasına… “Bize ellerinde fotoğraflarla, şununki gibi isterim diye gelenler oluyor ama herkesin kendine ait bir yapısı var, biz o yapı içinde düzeltme yapabiliyoruz. Bu yıl daha kaslı karınlarda gördüğümüz çizgi şeklinde, üst tarafı T şeklinde deliği revaçta” diye anlatıyor Nuri Soysal bu senenin modasını.

Çatlaklar ve kusurlar için piercing ve dövme

Sacred Ink Tatoo-Piercing’den Ayçin Aydoğan’dan aldığımız bilgiler:

Genç deliklerindeki kusurları kapatmak ya da tam tersine süslemek için piercing yaptırıyorlar.

Çatlakları, yara izlerini kapatmak içinse dövme tercih ediliyor.

Son iki senedir, özellikle bu piercing yaptıranların sayısı çok arttı.

Sterilizasyon dahil olmak üzere yakla yarım sürüyor piercing.

Düşük belli pantolonlarla dövme göğüsten kasığa indi. Genç kasıklarına kedi patisi, kalp, yıldız dövmesi yaptırıyorlar.

Egzersizler

“Mekik çoktan yasaklandı” diyen Planet Health Club’dan Seçkin Aydın’ın daha gergin ve formda bir karın ile için önerdiği egzersizler şöyle:

Tüm karın ve için

1. Sırt üstü yatılarak bacaklar bükülüyor.

2. ensede.

3. Çene yukarı bakıyor ve sanki çeneyle göğüs arasında bir portakal varmışçasına bu iki bölge birleşmiyor.

4. Sırt çe yerden kalkıp tekrar iniyor. Her kalkışta nefes veriliyor.

5. 3×10, 3×20 gibi belli sıklıkta yapılıyor.

Alt karın için

1. Yere sırt üstü uzanılıyor.

2. Ellerle sandalye gibi bir şeye baş üzerinden tutunuluyor.

3. Dizler çok ama çok bükülüyor.

4. Bu açıyı bozmayacak şekilde ayak yukarı doğru kaldırılıyor ve indiriliyor.

ASLI ÇAKIR/Milliyet

Tom Ford Doludizgin- Sansürlü

4 Haziran 2008 Çarşamba admin
Tom Ford yeni serisi internete düştü. pek sergilenmediği için bence farketmiyor. Bu sefer diğer setten bir adım öteye! gidilmiş. Bundan sonraki yeni seri kanımca salt fotoğrafta kalırsa Tom babayı kesmeyecek. “Ev yapımı video” ister artık gidişat.

Çoluk çocuğun internette kol gezdiğini hesaba katarak, sansürlü halini yayınlamak durumdayım. Sansürsüz halini zaten her okuduğunuz halk tipi mecmualarda da göremeyeceksinizdir. Durum “o kadar” çünkü.



Antalya the Marmara

5 Mayıs 2008 Pazartesi admin

Balayında kalacağımız oteli seçerken önce yeri seçtik, yani Antalya. ırlayanlarınız vardır, Kıbrıs ve Antalya arasında kalmıştım. Antalya’da da mevsim itibariyle denize girme ihtimalimizin düşük olduğunu bildiğimiz için hem merkeze yakın olan, hem de “herşey dahil” gibi bir sistemle bizi sınırlamayacak bir yer olsun istedik. Sonuçta eleye eleye Lara’ da bulunan The Marmara’ya karar verdik. Tabi bu kararda, Berk’ in otellere bilgisayar programı satışı işinde çalışan abisinin bizim için çok k bir (3te biri kadar) yaptırması da etkili oldu :))

Mimar olmamdan dolayı otelle ilgili biraz bilgiye sahiptim. Bu otelin özelliği ana binada konumlanmış 208 odasından başka ayrı bir binadaki 24 odanın dönmesi. (Fotoğrafta öndeki küçük blok, dönen kütle; arkadaki ana kütle) Bizim kaldığımız sürede bina kendi etrafında dönüşünü 7 saatte tamamlıyordu. Dönen odalardayken binanın döndüğünü hissetmiyorsunuz çünkü kütle dönme hızına oranla çok küçük, çok yavaş dönüyor. Yalnız tabi şu ilginç: bir sabah ana binaya bakarak uyanırken ertesi sabah manzarasıyla uyanıyorsunuz. Dönen oda tasarlamak tabi mimarı oda manzarası kaygısından da kurtarmış oluyor. Çünkü bütün odalar aynı saatte olmasa bile illa ki günün bir saatinde denize bakıyor.

Otelde genel olarak cephe mimarisinden çok iç mimariye ve detaylara ö verilmiş. ın içinde , değişik aydınlatma teknikleri, akla gelmeyecek malzemelerden süslemeler… Özellikle odada küvetin duvarında kullanılan üç çalı süpürgesi oldukça eğlenceli bir hava katmıştı. Bir de benim en çok dikkatimi çeken otelin kendine has bir damgasının olması ve bu damganın havlulara olarak, lavanta kesesinin üzerine, tuvalet kağıdına ve odadaki peçetelere damga olarak, restaurantında peçetelerde yaldız baskı olarak kullanılmasıydı. Kısacası günlük ın tasarlanan mimariyle içinde işlemesini başarmışlar. Bu genelde zor birşeydir: mimar tasarlar, hatta en ayrıntıları imalat sırasında başında durur, yaptırır. Ama faaliyete geç tasarlanandan tamamen farklı yönde bir işleyiş olur çoğu . Ama dediğim gibi burada sanki herşey aşamasında planlanan şekilde işliyordu.

Neyse çok dağıttım konuyu :)) işte dönen oda ve balayı çiftine yapılan ikram. (bu arada şarabı içemedik; küçücük bir tirbüşon getirmişler mantarı sıtı, çıkartamadık.)

Bunlar da odadan bir manzara ve falezlerden .

(Bu arada yalnızca bir gün kenarına indik. Diğer günler hava o kadar değildi. Ben denize girmeye yeltendim ama çok soğuktu, sadece lenmekle yetindim. Berk daha cengaver çıktı, o girdi.)

Ve otelin restaurantı, lobisi, toplanma mekanı, adı da : Tuti. Lobide de en dikkat çeken şey ortada bulunan her kolonun farklı bir şey için kullanılıyor olmasıydı. Şöyle ki: en soldakine tırmanma duvarı yapmışlar, tırmanma antrenmanı için kullanılıyordu. Yanındakine bir sürü çerçevede asmışlardı. Onun yanındakini tavana kadar kitaplık yapmışlardı. Ortadaki iki tanenin ortasına iki tane salıncak asmışlardı. Onun yanındakini beyaza boyayıp bırakmışlar, her gelen oraya ı yazmış, ı duvarı olmuştu. (biz yazmayı unuttuk) Onun yanındaki kolonu Türk köy evi gibi yapıp her tarafından kuru bakliyatlar sarkıtmışlardı. En sağdaki kolonu ise tavana kadar yer yer ahşap raflarla donatıp raflara kavanozlar koymuşlardı.

yeni hayattan ilk merhaba

5 Mayıs 2008 Pazartesi admin

bir aradan sonra herkese merhabalar.

Tebriklerini esirgemeyen, bana ve Eda’ ya yorum bırakan-bırakmayan herkese çok teşekkürler. Bu ımı yeni evimden ıyor olmam çok garip, alışmak için bir süreye ihtiyacım olacak sanırım.

Cuma öğleden sonra balayından döndük. Haftasonu ise evdeki eksik kalan işleri tamamladık, anneleri-babaları ziyarete gittik. Özellikle annemlerin evine evli olarak gitmek çok garip geldi. yiyip Berk’le kendi evimize dönmek. Herşey farklı, herşeye alışmak lazım. Ama insan istediği gibi olunca herşey çok mutlu oluyor. Kendi düzenini, kendi yaşantısını yaratmak hem zor hem de çok zevkli. Bu haftayı yerleşmek ve düzeni kurmakla geçireceğim sanırım.

fotoğını henüz almadık çıdan ama bendeki iki pozu hemen yayınlıyorum. daha sonra gelecek.

not : bu arada zamandır istediğim bir değişiklik yaptım kendimde, acaba ne :))

Bugün ne giydim? ( Toplu gösterim)

4 Mayıs 2008 Pazar admin

Maç seyrederken 15. dakikada giden elektrikler, bir süredir ihmal ettiğim blogumu ırlattı, insan elektrik olmayınca yapacak fazla şey bulamıyor :) görün ki geçici bir süre bulduğum bağlantısı da bana yardıı olamadı, dolayısıyla post bugune kaldı. Geçen hafta ını çekip, yazmaya vakit bulamadığım kıyafetleri sizinle 3 arka arkaya havasında paylaşmak istedim.

13. İZMİR KİTAP FUARI

2 Mayıs 2008 Cuma admin
kapanmadan sonunda gidebildim.. Ufak bir ırlatma 27 Nisan Pazar Günü ın son günü.. ı’na her yıl giderim, artık benim için geleneksel bir etkinlik oldu..

Ucuza alır, yazarları görür-bakın, ama tanışırım, demiyorum-, sergileri gezerim; ama panellere katılmam.
Bu yıl aldığım kitaplar:

Aklımda iki vardı: Birincisi Jay Parini’nin Son İstasyon kitabı, diğeri ise Per Petterson’un At Çalmaya Gidiyoruz kitabıydı.. İlkini almadım; çünkü fazla yoktu.(Merkez Kitapları %20 yapmış..) Ama ikincisini aldım..

olmuş Albert Camus’un Yabancı’sını Can yayınlarından %20 indirimli aldım.

İletişim Kitabevi’nin standında Can Yayınları’ndan çıkmış bazı kitaplar 3 YTL..

Erendüz Atasü’nün “ da Vardı” adlı öykü kitabını aldım. Kitabı incelerken bir de ne göreyim: kendi adımı(işte bu bir işaret, al al al diyor) Yeni şiirseverliğimin yanına yeni öyküseverlikte eklendi.. Bilinçli bir tercihti, bu kitabı arıyordum:)

Joyce Carol Oates’in okuyacağım ilk kitabı. Arkadaki tanıtım ısını beğendim.

Merkez Kitapları’nda Mitoloji dizisinde çıkan kitaplar sadece 2 YTL. Kaçırmayın.. Daha önce Margeret Atwood’un Penelopia’sını okumuştum. Mitolojileri yazarlar kendilerine göre yorumluyorlar. Bu sefer Atlas’ın Yükü’nü aldım. Serideki diğer iki kitabı almadığım için yeniden bana yol üktü.

Aşağıdaki üç birlikte satılıyor ve fiyatı 5 YTL.. Postacı kitabını Selim İleri’nin ısından dolayı biliyordum. Roger Martin du Gard 1937 yılında Nobel Edebiyat ödülünü kazanmış bir yazar. Kitabın ilk sı elimde tam 41 yıllık. Kitabın kapağında VanGogh’un postacı portresi yer alıyor. Bu kitabı almak için bile Fuara gidilir.. (Bilgi Yayınevi)

Ayrıca Sel Yayıncılıkta Nick Hornby kitapları %50 indirimli..

Çıkarken “Bir ı / Çektiği ve Çekemediği Fotoğıyla Sabahattin Ali” adlı sergiyi gezin. Sergide, yazarın hem kendi çektiği hem de dostlarının çektiği fotoğ yer alıyor.