Geç kaldım evet biliyorum ama bayram dolayısıyla anca yazabiliyorum. Bu arada Burcu ‘ya da çok teşekkür ediyorum. Gelelim cevaplara:
1)İsminiz?
Bloğumuzda da yazdığı gibi ismim Gözde. Farklı birşey yok yani:)
2)Nerelisiniz?
Mersinliyim. Üniversite dolayısıyla İzmir’e geldim ve burada kaldım. Çok seviyorum İzmir’i çok..
3)Yaşadığınız Yer?
İzmir/Bornova’da yaşıyorum. Bir ömür burada yaşayabilirim.
4)Mesleğiniz?
Öğretmen olmaya çalışıyorum:)
5)Hobileriniz?
Klasiklerden başlarsak, kitap-gazete okumayı, müzik dinlemeyi ve film izlemeyi çok seviyorum. Yemek yapmak ve yeni tarifler denemek hoşuma gidiyor. Yemek yemeyi de çok sevdiğim için güzel bir uğraş benim için. Üniversite döneminde başladığım dans sevdam hala devam ediyor. Latin danslarıyla başlamıştım şimdi tango yapmak istiyorum.
6)Evli misiniz?
Eveeeetttt evliyim..
7)Kaç çocuğunuz var?
Şu anda çocuğumuz yok.
8)En Sevdiğiniz yemek?
Ters bir soru. Şöyle değiştirelim soruyu: Sevmediğiniz yemek? Cevap veriyorum: Hiçbiri. Hiç abartmıyorum, yemek seçme huyum asla yoktur, ne olsa yerim. Gerçekten..
9)Sevdiğiniz müzik türü?
Kesin bir tarz söyleyemeyeceğim. Kulağıma güzel gelen, bulunduğum ortamda beni keyiflendiren her tür müziği seviyorum.
10)Nerelere gitmek istersiniz?
Öncelikle ülkemdeki her yeri gezmek istiyorum. Karadeniz’e hiç gitmedim mesela merak ediyorum, doğuyu görmek istiyorum. Hepsini bitirdikten dünya turuna çıkmak isteyebilirim mesela. 1,5 sene yaşadığım İngiltere’nin birçok şehrini gezme imkanım oldu, İskoçya’yı ve Fransa’nın bazı şehirlerini de gördüm. Çok güzel yerler var ama Türkiye’de öyle yerler var ki kıymetini gerçekten bilmemiz lazım. Dediğim gibi önce kendi ülkemi keşfetmek istiyorum..
Bu sefer kitap secimi konusunda daha da zorlandigimi hissettim ve elimde ne var ne yoksa masama doktum onceliklerine…
Kitap: ELIZABETH GILBERT‘ın “ye, dua et, sev” kitabını %50 indirim yapmış kapatmakta olan bir kitabevinden 6.90 TL’ye aldım. Ayrıca aynı yerden fosforlu kalemler aldım.

Eğer başkalarının hayat deneyimlerinden, derslerinden yararlanmak istiyorsanız, Son Konuşma‘da bunu ve daha fazlasını bulacaksınız. Son Konuşma için, bir profersörün, bir bilim adamının, pankreas kanserine yakalanmış ve sayılı günlerinin kaldığını bilen bir babanın çocuklarına bıraktığı bir yaşam öğütleri de diyebiliriz. Randy Pausch (1960/2008) her zaman bir şey söylerken aslında altından başka şeylerde çıkıyor.
Örneğin; mirasım dediği Alice projesi..İnsanlar video oyunu, film veya senaryo yazdıklarını düşünürken, aslında bilgisayar programcılığına adım atıyorlar.

Forever 21 malzemelerimi severek kullanıyorum. Çoğu zaman günü kurtarmışlıkları bile olmuştur. Ancak son numaraları beni bu konsept hakkında çirkinleşmeye götürdü.
Chloe’nin bu yaz için yapmış olduğu bu belirgin modelin aynısını alıp giymek, bu işi başka yerlere taşıyor. Forever 21, burada Mahmutpaşa’daki taklitçi ayakkabıcılar gibi. Dergiden kestikleri resimlerle kadınlar içeri girer. Atelye sahibi ince belli bardakta yanında şekeriyle bir çay ikram eder. Fotoğraftan orası burası değiştirilir ve istenilen renk konusunda mutabakata varıldıktan sonra, sipariş teslim günü gidip ayakkabı alınır. İşte Forever 21 artık “o” ayakkabıcıdır.
Buna göre şu hikayede kendimi rahat hissetmiyorum: $27 kadar komik bir paraya tasarım olduğunu bilmesem bile, ki -biliyorum o yüzden ısmarlıyorum-, getirttim ayakkabıyı. Sonra bunu giydim şık bir yerde. (Tasarım olduğu için şık bir yeri de kaldırma ihtimali var) Sonra döndü arkadaşım sordu “A Chloe mi bunlar? Bayıldım ben bu sezon bunlara”. Ben de döndüm “Yok Forever 21. Bu ay bir evimi satamadığım için bununla idare ettim” dedim. Ama illaki sahip olmalıydım, çünkü çağ bunu gerektiriyor. Chloe ayakkabı yapmışsa alacağım, Gucci’nin bilmemne modeli çantası çıkmışsa takacağım…
İşte bundan sonra da olay kopar… Meğersem çantam da sahte Louis Vuitton’muş. Gözlüklerim işporta Tom Ford. En pırlanta gözüken yüzük ve küpe setimi, sahteliğini çaktırmayacak şekilde almışım. Kullandığım Ipod Çin’den getirtme. Okuduğum kitap korsan. Burnum yapılma, saçım ek. Ben aslında ben değilim, kim olduklarını tam bilemediğim bir sürü insanı sadece bir bedene sığdırmaya çalışıyorum.
“Taklit maklit sar bana iki çift ordan gözüm” dediğinizi duydum. Çünkü gerçekten çok komik bir para bir ürün için. Minik ve beyaz taklitler kimseyi öldürmez diyorsanız, burun bile kanatmaz bu.
Uzun zamandır aklımda olan pilates’le uÄŸraÅŸma fikrini bugün Hepsiburada.com ‘un katkılarıyla gerçekleÅŸtirme yolunda ilk adımı atmış bulunuyorum..Hareketleri uygulamak benim için baÅŸta zor olacak eminim çünkü uzun zamandır sporun yakınından bile geçmiyorum.Ancak duyumlarıma göre pilates,türdeÅŸlerinin yanında oldukça zevkli ve yararlı bir uÄŸraÅŸmış.Bu nedenle eÄŸlenebilir eÄŸlenirken sıkılaÅŸabilirim diye düşündüm.Her ne kadar dünyada alıp başını gitmiÅŸ bir spor akımı olsa da Türkiye’de sanırım en çok Ebru Åžallı ile adını duyurdu.Yakında kendilerinin pilates üzerine görüntülü eÄŸitim aracı çıkacakmış.(Yani dvd demek istiyorum,bu yabancı kelimeler beni çıkmaza sokuyor.)Sanal dünyada pilates hakkında bir çok yazı mevcut.Mesela adını bizzat bu akımı yaratan kiÅŸiden yani Joseph Pilates’den alıyormuÅŸ.Joseph 2. Dünya Savaşı yıllarında yaralı Alman askerlerinin uzuvlarını iyileÅŸtirmek amaçlı çalışırken pilates’i keÅŸfetmiÅŸ.Onun kitaplaÅŸtırdığı bu akımda 500 hareket bulunuyormuÅŸ.Pilates’in yoga ile anılıyor olmasıysa fiziksel faydasının yanında zihinsel rahatlamaya da yardımcı olmasındanmış.Vücuda düzgün bir duruÅŸu ve doÄŸru nefes almayı kazandırıyormuÅŸ.Tabi kasları hareketlendirdiÄŸi için sarkan etleri toparlayıp daha ince bir görünüm de saÄŸlamaktaymış.Hep -mış -miÅŸ diyorum çünkü tecrübe etmedim.Gerekli materyalleri saÄŸladığımda uygulamaya baÅŸlıcam.Bakalım bu yuvarlak top bende nasıl bir etki bırakacak?!