Wish list : October
2 Ekim 2008 Perşembe admin


İstanbul Kurtköy’deki Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük outlet’i Viaport Alışveriş Merkezi 29 Temmuz’da kapılarını açıyor.
Armani, Versace gibi pek çok lüks markayı çatısı altında birleştiren Unitim, bu markaların bir bölümünü outlet’e taşıyacak. Beymen ve Eren ile de lüksü outlet’e getirecek Viaport, 29 Temmuz’da faaliyete geçiyor.
Bu proje, hem Türk perakende sektörünün yeni yeni tanıştığı outlet kavramının gelişmesi, [...]
Klimalı yakkabılar, King Paolo tarafından üretiliyor. Yeni nesil klimalı ayakkablar darbe emici sistem, adaptasyon sistem, klima comfort sistemi olamk üzere 3 sistemli ayakkabı olarak da adlandırılıyor. Firmanın tamamen kendi teknolojisini kullanarak ürettiği bu ayakkabların proje süreji iki yıl sürdü. Klima sistemi, ayakkanının “topuk yastığı” denen bölümüne yerleştirilmiş. Buradan aakkabının tabanına yayılan hortum, tribünlerde biriken kirli [...]
Besken İnşaat tarafından gerçekleştirilen, su kadar özgür ve duru bir yaşam sunan TerasSu Projesi, Bodrum Hebil Koyu’nda hayal ettiği yaşam alanına sahip olmak isteyenleri bekliyor.
Balayında kalacağımız oteli seçerken önce yeri seçtik, yani Antalya. Hatırlayanlarınız vardır, Kıbrıs ve Antalya arasında kalmıştım. Antalya’da da mevsim itibariyle denize girme ihtimalimizin düşük olduğunu bildiğimiz için hem merkeze yakın olan, hem de “herşey dahil” gibi bir sistemle bizi sınırlamayacak bir yer olsun istedik. Sonuçta eleye eleye Lara’ da bulunan The Marmara’ya karar verdik. Tabi bu kararda, Berk’ in otellere bilgisayar programı satışı işinde çalışan abisinin bizim için çok büyük bir indirim (3te biri kadar) yaptırması da etkili oldu :))
Mimar olmamdan dolayı otelle ilgili biraz bilgiye sahiptim. Bu otelin özelliği ana binada konumlanmış 208 odasından başka ayrı bir binadaki 24 odanın dönmesi. (Fotoğrafta öndeki küçük blok, dönen kütle; arkadaki ana kütle) Bizim kaldığımız sürede bina kendi etrafında dönüşünü 7 saatte tamamlıyordu. Dönen odalardayken binanın döndüğünü hissetmiyorsunuz çünkü kütle dönme hızına oranla çok küçük, çok yavaş dönüyor. Yalnız tabi şu ilginç: bir sabah ana binaya bakarak uyanırken ertesi sabah deniz manzarasıyla uyanıyorsunuz. Dönen oda tasarlamak tabi mimarı oda manzarası kaygısından da kurtarmış oluyor. Çünkü bütün odalar aynı saatte olmasa bile illa ki günün bir saatinde denize bakıyor.
Otelde genel olarak cephe mimarisinden çok iç mimariye ve detaylara önem verilmiş. Beyazın içinde canlı renkler, değişik aydınlatma teknikleri, akla gelmeyecek malzemelerden dekoratif süslemeler… Özellikle odada küvetin duvarında kullanılan üç çalı süpürgesi oldukça eğlenceli bir hava katmıştı. Bir de benim en çok dikkatimi çeken otelin kendine has bir damgasının olması ve bu damganın havlulara desen olarak, lavanta kesesinin üzerine, tuvalet kağıdına ve odadaki peçetelere damga olarak, restaurantında peçetelerde yaldız baskı olarak kullanılmasıydı. Kısacası günlük detayların tasarlanan mimariyle uyum içinde işlemesini başarmışlar. Bu genelde zor birşeydir: mimar tasarlar, hatta en ince ayrıntıları imalat sırasında başında durur, yaptırır. Ama faaliyete geçince tasarlanandan tamamen farklı yönde bir işleyiş olur çoğu zaman. Ama dediğim gibi burada sanki herşey proje aşamasında planlanan şekilde işliyordu.
Neyse çok dağıttım konuyu :)) işte dönen oda ve balayı çiftine yapılan ikram. (bu arada şarabı içemedik; küçücük bir tirbüşon getirmişler mantarı sıkıştı, çıkartamadık.)
Bunlar da odadan bir manzara ve falezlerden deniz.
(Bu arada yalnızca bir gün deniz kenarına indik. Diğer günler hava o kadar sıcak değildi. Ben denize girmeye yeltendim ama çok soğuktu, sadece güneşlenmekle yetindim. Berk daha cengaver çıktı, o girdi.)
Ve otelin restaurantı, lobisi, toplanma mekanı, adı da : Tuti. Lobide de en dikkat çeken şey ortada bulunan her kolonun farklı bir şey için kullanılıyor olmasıydı. Şöyle ki: en soldakine tırmanma duvarı yapmışlar, tırmanma antrenmanı için kullanılıyordu. Yanındakine bir sürü çerçevede fotoğraf asmışlardı. Onun yanındakini tavana kadar kitaplık yapmışlardı. Ortadaki iki tanenin ortasına iki tane salıncak asmışlardı. Onun yanındakini beyaza boyayıp bırakmışlar, her gelen oraya yazı yazmış, yazı duvarı olmuştu. (biz yazmayı unuttuk) Onun yanındaki kolonu Türk köy evi gibi yapıp her tarafından kuru bakliyatlar sarkıtmışlardı. En sağdaki kolonu ise tavana kadar yer yer minik ahşap raflarla donatıp raflara kavanozlar koymuşlardı.

Cityscape fuarında ‘Geleceğin Projesi’ ödülü verilen, New York’ta ‘En iyi web sitesi’ ödülünü alan İstanbul Sapphire, Latin Amerika’nın ünlü lifestyle dergisi Le Fourquet dergisinin kapak konusunda yer aldı.
Amerika’nın önde gelen aksesuar">aksesuar markalarından Coach, Türkiye’ye gelişini anlamlı bir organizasyon ile kutluyor. 29 Ünlü sanatçıya, satış gelirinin tamamı Bizim Lösemili Çocuklar vakfına bağışlanacak olan çantalar hazırlatan marka, Mayıs ayı içerisinde düzenleyeceği organizasyonla da, bu özel çalışmayı tanıtacak.
Türkiye’den projeye destek veren isimlerin çantaları 2.500 YTL’ye sabit fiyat ile satılırken Brooke Shields, Mandy Moore ve Reed [...]
Hani çok değişik bir tasarım görürsünüz keşke Türkiye’de olsa hemen alsam dersiniz. İşte Pick Me! el icadı gibi görünüp, ecnebi ismiyle iştah kabartıyor, sonra bir Türk marka olarak sürprizini yapıyor. Kolyelere de yüzüklere de bayıldım.
Pick Me!lerin babası tasarımcı, ilüstratör Sadi Tekin diyor ki; “Pick Me!, benim takıyla başladığım bir tasarım projem, markam. Yüzük, kolye, küpe ve yaka iğnesi ile başlayıp ev-ofis aksesuarlarına, aydınlatma objelerine kadar gidecek bir dünya. Aslında 2005′ten beri ufak ufak üzerinde çalışıyordum, IDW’06 ve ‘07′de de ufak sunumlarla sergilemiştim de. Ancak piyasaya çıkması 2007 Aralığını buldu.
Şu anda Kanyon Karınca mağazasında, Blisskiss Nişantaşı ve Karum mağazalarında şimdilik yüzük koleksiyonu satışta (ben hemen Kanyon Karınca’ya koştum baktım, süperler…). 22 Nisan’dan itibaren İstanbul Modern Müze Mağazalarında (müze ve kanyon) kolyelerle birlikte satışa çıkacak. Akabinde yurtiçi ve yurtdışı satış noktalarını arttırmak istiyorum.
Pick Me!nin heyecanı temelde, onun farklı renklerde, transparan ve kombine edilebilir olmasından kaynaklanıyor. Kolye, küpe ve yaka iğneleri ise, tamamen benim el çizimlerimden oluşmakta. Ve bütün tasarımların üretim yöntemi 3 mm. lazer kesim akrilik.”
Yaratıcı editoryallerimiz varmış da, haberimiz yokmuş. Hülya dergisi mart ayı için derlenmiş aşağıdaki editoryaller. Dergiyi birkaç yıl önce bir kere aldım. O aralar her ay kapağında dergi sahibinin fotoğrafları yer alıyordu. Hala öyle mi bilmiyorum. Bu kadar megalomanca bir yaklaşım bir de Seda adlı haftalık kadın dergisinde vardır. Türk kadını anca tanıdığı ve “sevdiği” ünlü yayın sahibi olunca ve sadece onun resmini kapakta görünce mi dergi alır? Yani Seda ve Hülya adlı dergilerimizin olması Türk kadının ünlü alışkanlığından mı kaynaklanmıştır? Dergi projesi gündemdeyken bu böyle mi araştırılmıştır? Bu arada Dishy dergisinde de bir kapak megalomanyası söz konusuydu, onu da 4,5′tan 5′ten sıralamaya sokmak gerek.
Hal böyle olunca dergiyle ilgili beklentim de çok azdı zaten. Hatta hiç yoktu. Ancak bu editoryalleri dergiden hiç beklemezdim. Çünkü her dergi herkese hitap etmez. Tüm yayınların hedefi ve kişiliği farklıdır. Aynı Instyle ve Vogue arasında dağlar kadar fark olduğu gibi Hülya ve Elele arasında da fark vardır. Haftalık Seda ile aylık Hülya arasında da anlatılmaz yaşanır farklar vardır. Özellikle Seda’daki farklardan bahsetmeyeceğim. Okumamış olana sürpriz olsun. Herşey hedef kitle işidir. Öyle değil mi hedef kitle?
Neticede Hülya dergisi çekimleri beni şaşırtmıştır.
Not: Hani dışarıda ünlünün ya da mankenin kaç kere dergilere kapak olduğu gibi bir yarış vardır ya, Hülya ve Seda dergilerinin sahipleri kendi yayınlarını sayıyorlar mı? Sayıyorlarsa bizim “ünlüler” kapak çekimleriyle döverler.
moda">Moda Editörü: Z. Berhan Yılmaz
Fotoğraf: Mehmet Erzincan
Herkese Merhaba, daha önce kıyafet yardımında bulunduğumuz Kars Kağızman İlköğretim okuluna şimdide gezilerine katkıda bulunmak istiyoruz, aranızda yardım etmek isteyen vardır belki….
Sevgilerimle
Yeliz
Merhaba Yeliz Hanım,
Ben Kars’tan Yasemin hoca kıyafet yardımında bulunmuştunuz öğrencilerimize, sizin gibi yardımsever insanların sayesinde şuan öğrencilerimizin ne kıyafet nede kırtasiye ihtiyaçları kaldı. Şuan onlar için çok güzel bir proje planlıyoruz. Buda Çanakkale, Anıtkabir, İstanbul [...]