Harf-Rakam Atkı
7 Temmuz 2008 Pazartesi adminRakamlarla ve harflerle bezeli bu atkılar çok sevimli. Lazer kesimle yapılmışlar, belki ileride cümleler yazmaya elverir bu işlem işte o zaman mesajlı atkılar olarak süper hediye olur.
Rakamlarla ve harflerle bezeli bu atkılar çok sevimli. Lazer kesimle yapılmışlar, belki ileride cümleler yazmaya elverir bu işlem işte o zaman mesajlı atkılar olarak süper hediye olur.
Bu elbiseyi alırken fabrikalarda kadın işçilerin giydiği önlüklerin havasını gördüm, gerek rengi gerek şekli itibarıyla. Hiç bu kadar arka arkaya bugün ne giydim postu koymamıştım sanırım ama başka konularda yazmaya su an pek zaman yok, gitmeden önce işleri yoluna koymaya çalışıyorum.
Gri önlük/elbise H&M
Kemer Topshop
Ayakkabılar Zara
Zincir Accessorize
Son fotoÄŸraflardan sonra bu biraz
Geçen hafta perÅŸembe basın gösteriminde (Aramızda benden sanslı olanlar da var, mesela fashion out style in blogu yazarı ÇarÅŸamba günkü galaya gitmiÅŸ, pek güzel), cumartesi de City’s de sinemada seyredince, artık filmle ilgili biÅŸiler yazma zamanının geldiÄŸini düşünüyorum, zaten yazmayan bir ben kaldım. Basın gösteriminde ya da adı her ne ise, katılımcıların durumları görüp, amanın basın elden
Balayında kalacağımız oteli seçerken önce yeri seçtik, yani Antalya. Hatırlayanlarınız vardır, Kıbrıs ve Antalya arasında kalmıştım. Antalya’da da mevsim itibariyle denize girme ihtimalimizin düşük olduğunu bildiğimiz için hem merkeze yakın olan, hem de “herşey dahil” gibi bir sistemle bizi sınırlamayacak bir yer olsun istedik. Sonuçta eleye eleye Lara’ da bulunan The Marmara’ya karar verdik. Tabi bu kararda, Berk’ in otellere bilgisayar programı satışı işinde çalışan abisinin bizim için çok büyük bir indirim (3te biri kadar) yaptırması da etkili oldu :))
Mimar olmamdan dolayı otelle ilgili biraz bilgiye sahiptim. Bu otelin özelliği ana binada konumlanmış 208 odasından başka ayrı bir binadaki 24 odanın dönmesi. (Fotoğrafta öndeki küçük blok, dönen kütle; arkadaki ana kütle) Bizim kaldığımız sürede bina kendi etrafında dönüşünü 7 saatte tamamlıyordu. Dönen odalardayken binanın döndüğünü hissetmiyorsunuz çünkü kütle dönme hızına oranla çok küçük, çok yavaş dönüyor. Yalnız tabi şu ilginç: bir sabah ana binaya bakarak uyanırken ertesi sabah deniz manzarasıyla uyanıyorsunuz. Dönen oda tasarlamak tabi mimarı oda manzarası kaygısından da kurtarmış oluyor. Çünkü bütün odalar aynı saatte olmasa bile illa ki günün bir saatinde denize bakıyor.
Otelde genel olarak cephe mimarisinden çok iç mimariye ve detaylara önem verilmiş. Beyazın içinde canlı renkler, değişik aydınlatma teknikleri, akla gelmeyecek malzemelerden dekoratif süslemeler… Özellikle odada küvetin duvarında kullanılan üç çalı süpürgesi oldukça eğlenceli bir hava katmıştı. Bir de benim en çok dikkatimi çeken otelin kendine has bir damgasının olması ve bu damganın havlulara desen olarak, lavanta kesesinin üzerine, tuvalet kağıdına ve odadaki peçetelere damga olarak, restaurantında peçetelerde yaldız baskı olarak kullanılmasıydı. Kısacası günlük detayların tasarlanan mimariyle uyum içinde işlemesini başarmışlar. Bu genelde zor birşeydir: mimar tasarlar, hatta en ince ayrıntıları imalat sırasında başında durur, yaptırır. Ama faaliyete geçince tasarlanandan tamamen farklı yönde bir işleyiş olur çoğu zaman. Ama dediğim gibi burada sanki herşey proje aşamasında planlanan şekilde işliyordu.
Neyse çok dağıttım konuyu :)) işte dönen oda ve balayı çiftine yapılan ikram. (bu arada şarabı içemedik; küçücük bir tirbüşon getirmişler mantarı sıkıştı, çıkartamadık.)
Bunlar da odadan bir manzara ve falezlerden deniz.
(Bu arada yalnızca bir gün deniz kenarına indik. Diğer günler hava o kadar sıcak değildi. Ben denize girmeye yeltendim ama çok soğuktu, sadece güneşlenmekle yetindim. Berk daha cengaver çıktı, o girdi.)
Ve otelin restaurantı, lobisi, toplanma mekanı, adı da : Tuti. Lobide de en dikkat çeken şey ortada bulunan her kolonun farklı bir şey için kullanılıyor olmasıydı. Şöyle ki: en soldakine tırmanma duvarı yapmışlar, tırmanma antrenmanı için kullanılıyordu. Yanındakine bir sürü çerçevede fotoğraf asmışlardı. Onun yanındakini tavana kadar kitaplık yapmışlardı. Ortadaki iki tanenin ortasına iki tane salıncak asmışlardı. Onun yanındakini beyaza boyayıp bırakmışlar, her gelen oraya yazı yazmış, yazı duvarı olmuştu. (biz yazmayı unuttuk) Onun yanındaki kolonu Türk köy evi gibi yapıp her tarafından kuru bakliyatlar sarkıtmışlardı. En sağdaki kolonu ise tavana kadar yer yer minik ahşap raflarla donatıp raflara kavanozlar koymuşlardı.

Maç seyrederken 15. dakikada giden elektrikler, bir süredir ihmal ettiğim blogumu hatırlattı, insan elektrik olmayınca yapacak fazla şey bulamıyor :)Gelin görün ki geçici bir süre bulduğum internet bağlantısı da bana yardımcı olamadı, dolayısıyla post bugune kaldı. Geçen hafta fotoğrafını çekip, yazmaya vakit bulamadığım kıyafetleri sizinle 3 film arka arkaya havasında paylaşmak istedim.
Merhabalar herkese. Uzun zamandır bloğa yazı yazamıyorum . Evlilik tarihi yaklaştıkça koşuşturmalar da artıyor. İzmir’de yaşayıp düğünü İstanbul’da yapmaya kalkınca ortalık biraz karişıyor haliyle. Belediyelerin siyasi görüş ayrılıkları da bu koşuşturmaya eklenince sağolsunlar pek bir uğraştırıyorlar. Neyse moral bozmak yok. Ülkemiz için her şey çok güzel olacak diye umuyor ve kendimi öyle teselli ediyorum.
Zorluklara ve uğraştırmalara rağmen nikah tarihimizi düğün tarihimizin olduğu zamana aldık ve nikah memurunu da düğünün yapılacağı yere gelmesi için ayarladık. İçim gerçekten rahatladı artık.
İzmir’e döndük ve eksiklerimizi tamamlamaya devam ediyoruz. Perdelerimiz ve avizelerimiz tamam. Perdelerimi Brillant’tan seçtim. Birçok yer gezdik ve hem fiyat hem de model">model açısından bize en uygun yerin Brillant olduğuna karar verdik. Salon perdelerimi çok beğendiğim katlamalı mekanizmalı perdelerden yaptırıyorum. Boncuklu moncuklu, süslü püslü birşey olacak. Yatak odamız için de şu anda reklamları da bol bol dönen non-iron/ ütü istemez perdeden seçtim. Hepsi içime sindi seçerken, bakalım bitince nasıl olacaklar?
Eksiklerimiz ise halılar ve günlük kullanım için mutfak malzemeleri ve tabii en son yapacağım dekorasyon için araç gereçler:) Bütün eşyaları birarada gördükten sonra dekorasyonu yapmak istiyorum çünkü daha sağlıklı olacağını düşünüyorum. 10 Mayısta perdelerimiz, 15 Mayısta da eşyalarımız gelecek. Fotoğraflarını çekip bloğa koyacağım mutlaka.
Yarın gelinlik provam var. Gerçekten çok ama çok zevkli tüm bunlarla uğraşmak.
Bu süreçte bloğa yazı yazmaya çalışacağım ama eskisi kadar sık olamayacak sanırım. İşten ayrıldığım için elimin altında sürekli bilgisyar olamayacak. Yeni evimize çıkınca bilgisayar alıp internet bağlatacağız. Eski bilgisayarımız şu anda kendini kapatmış durumda, canı ne zaman isterse o zaman açılıyor. İnternet kafelerden işlerimi halletmeye çalışıyorum.
Ayşecim blog sana emanet.
Herkese sevgiler, görüşmek üzere.
Bu site sayesinde o kadar güzel insanlarla tanıştım ki, yazmaya başlarken hiç aklıma gelmemişti. Bu insanlardan biri de Melike, modeltasarım sitesindeki ürünlerin pazarlamasını yapıyor. Aslında bu ürünler oteller, cafeler gibi daha çok işyerlerine yönelik ürünler ama bazıları evde de kullanılabilecek kadar hoş. Melike ilk önce benden bu siteye bakmamı istedi, sonra da bu ürünlerin pazarlamasını yaptığını.
Ben de iki tane ürün beğendim siteden. Biri beyaz üzerine siyah çiçekli ve çiçeklerin ortasında da inciler olan plastik bir avize (en çok kablosunun kadife ile kaplanmasını sevdim.) diğeri ise şeffaf pleksi üzerinde yine siyah Art Nouveau (inşallah doğru yazmışımdır) akımını çağrıştıran bir deseni var. Altında da siyah tabağı. Bunu kek, kurabiye gibi şeyleri servis yapmak için aldım. Melike de siyah tabağın biraz daha derin modelinde çok güzel bir mor tabağı da bana hediye olarak göndermiş.
Melikecim çok teşekkürler, bütün ürünler çok güzel. Keşke imkan olsa da hepsinden alsam. model">Model tasarımın internet sitesi : www.modeltasarim.com
Yorumlara düğün pastam ve davetiyemle ilgili yazı yazmadığım için sitem gelmiş, aklımda ama maalesef yazamadım.
Ancak bugün yazabiliyorum.


Önce davetiye :
haftasonu adlı yazımda bahsettiğim üzere organizatör Derya Ablayla beraber koza davetiye nin üç adet kocaman klasöründeki yüzlerce modelden seçtik. Daha doğrusu ben umutsuzca davetiye sayfalarını çevirirken Berk “Bu nasıl?” diye gösterince bulmuş olduk. Otelin salonu altın ağırlıklı olduğu için organizasyonda altın renklerinin kullanılmasına karar vermiştik. ( altın kelebekli peçetelikleri yazmıştım daha önce) Davetiye de bu konseptte oldu. Biraz klasik aslında ama oldukça sade ve altın temaya çok uyan bir davetiye oldu. Aslında zamanlamayı ayarlayabilseydik ben özel yapım (kendi tasarlayabileceğim) bir davetiye istiyordum ama maalesef ayarlayamadık. Olsun bu davetiye de içime sindi.
Pasta :
Düğün pastasını ise biz seçmiyoruz o yüzden düşünecek bir şey azaldı. Otel pastayı sağladığı için bu konuda rahatız bir tek iç malzemesini seçeceğiz.
Ama düğün veya nişanda pasta seçmek isteyen arkadaşlara tavsiyem kesinlikle pelit tir. Nişan pastamı -bize yakın olduğu için- fabrikasından gidip seçmiştim. Eğer beyaz krema sevmiyorsanız ve çikolata-fıstık seviyorsanız, pasta siparişi verirken bol fıstıklı olmasını söyleyin. İnanılmaz güzel oluyor.
Bir de şunu ekleyeyim o düğünlerde gördüğünüz pastaların hepsi makettir. Yalnızca çiftin kesmesi için bir dilimlik pasta konulur, çift bütün pastayı keser gibi yapıp sadece o dilimi keser. ( Maket olmak da zorunda aslında. Şöyle ki, eskiden maket yokken katlı pastalar salonlara gelirmiş. Fakat yaz aylarında veya kış ayında bile olsa kapalı mekanda ışıkların da etkisiyle pastanın ekşime riski var. Biliyorsunuz ki ekşi kremadan zehirlenmek de başka birşeye benzemez. ) Misafirlere dağıtılan pasta ise daha önceden dilimlenmiş olarak pastanenin soğuk kasalı aracında düğün yerine ulaşır. Böylece servis edilirken ısınmış-ekşimiş pasta yeme riskiniz olmaz.
Bir de maketten ekstra bir ücret alınmıyor.
Bu da benim nişan pastam : (Nişan konseptim de “turuncu” ydu. Pasta, elbisem, nişan şekerleri ve çiçekler aynı renkteydi.)
