9 Ekim 2008 Perşembe admin
Bu arada kitap “
kasvetli” deÄŸil. Terapiler, filozoflar,
edebiyat ve sinemadan da yararlanarak ölüm korkusunun üstesinden gelmeyi anlatıyor.
Kitaptan
“Var olmama durumu korkutucu deÄŸil, çünkü var olmadığımızı bilmeyeceÄŸiz.”
yani “Benim olduÄŸum yerde ölüm
yok; ölümün olduğu yerde ben
yokum.”
Kategori kimseokumazsabenokurum.blogspot.com | Yorum yapılmadı »
3 Ekim 2008 Cuma admin
Geç kaldım evet biliyorum ama bayram dolayısıyla anca yazabiliyorum. Bu arada Burcu ‘ya da çok teşekkür ediyorum. Gelelim cevaplara:
1)İsminiz?
Bloğumuzda da yazdığı gibi ismim Gözde. Farklı birşey yok yani:)
2)Nerelisiniz?
Mersinliyim. Üniversite dolayısıyla İzmir’e geldim ve burada kaldım. Çok seviyorum İzmir’i çok..
3)Yaşadığınız Yer?
İzmir/Bornova’da yaşıyorum. Bir ömür burada yaşayabilirim.
4)Mesleğiniz?
Öğretmen olmaya çalışıyorum:)
5)Hobileriniz?
Klasiklerden başlarsak, kitap-gazete okumayı, müzik dinlemeyi ve film izlemeyi çok seviyorum. Yemek yapmak ve yeni tarifler denemek hoşuma gidiyor. Yemek yemeyi de çok sevdiğim için güzel bir uğraş benim için. Üniversite döneminde başladığım dans sevdam hala devam ediyor. Latin danslarıyla başlamıştım şimdi tango yapmak istiyorum.
6)Evli misiniz?
Eveeeetttt evliyim..
7)Kaç çocuğunuz var?
Şu anda çocuğumuz yok.
8)En Sevdiğiniz yemek?
Ters bir soru. Şöyle değiştirelim soruyu: Sevmediğiniz yemek? Cevap veriyorum: Hiçbiri. Hiç abartmıyorum, yemek seçme huyum asla yoktur, ne olsa yerim. Gerçekten..
9)Sevdiğiniz müzik türü?
Kesin bir tarz söyleyemeyeceğim. Kulağıma güzel gelen, bulunduğum ortamda beni keyiflendiren her tür müziği seviyorum.
10)Nerelere gitmek istersiniz?
Öncelikle ülkemdeki her yeri gezmek istiyorum. Karadeniz’e hiç gitmedim mesela merak ediyorum, doğuyu görmek istiyorum. Hepsini bitirdikten dünya turuna çıkmak isteyebilirim mesela. 1,5 sene yaşadığım İngiltere’nin birçok şehrini gezme imkanım oldu, İskoçya’yı ve Fransa’nın bazı şehirlerini de gördüm. Çok güzel yerler var ama Türkiye’de öyle yerler var ki kıymetini gerçekten bilmemiz lazım. Dediğim gibi önce kendi ülkemi keşfetmek istiyorum..
Kategori gozdeayse.blogspot.com | Yorum yapılmadı »
26 Eylül 2008 Cuma admin
Yoox’ta damping var. Bazı ürünlerin indirimi %85′i geçiyor. Belki biraz eski modeller ama vintage modası yok mu zaten? O kategoriden idare edilir.
Kategori http://modatrendenin.blogspot.com | Yorum yapılmadı »
24 Eylül 2008 Çarşamba admin
Adam: “…Derinliğim
yok, sırf yüzeyden ibaretim.”
Sofos: “Yüzey de
derinlik kadar önemlidir. Yüzeyi dalgalandıran şey derinden
gelir. Bilirsin, şarap da kabuğu soyulmuş üzümlerden yapılmaz.”
YAHUDİ EFENDİ
TANRI’YA VE DELİLİĞE DAİR
Kategori kimseokumazsabenokurum.blogspot.com | Yorum yapılmadı »
8 Ağustos 2008 Cuma admin

Eğer başkalarının
hayat deneyimlerinden, derslerinden yararlanmak istiyorsanız,
Son Konuşma‘da bunu ve
daha fazlasını bulacaksınız. Son Konuşma için,
bir profersörün,
bir bilim adamının, pankreas kanserine yakalanmış ve sayılı günlerinin kaldığını
bilen bir babanın çocuklarına bıraktığı
bir yaşam öğütleri de diyebiliriz.
Randy Pausch (1960/2008) her zaman
bir şey söylerken aslı
nda altından başka şeylerde çıkıyor.
Örneğin; mirasım dediği Alice projesi..İnsanlar video oyunu, film veya senaryo yazdıklarını düşünürken, aslında bilgisayar programcılığına adım atıyorlar.
Farazi değil başından geçen olaylar ve
kişilerle konuşmasını renklendiriyor. Klişeleri seviyor,
ama çok fazla klişe
yok.
Ayrıca
kitap DVD’si ile birlikte geliyor. Önce
bence canlı performanısını izleyin, sonra kitabı okuyun.
Sunum yapanlar için
iyi bir örnek.
Kategori kimseokumazsabenokurum.blogspot.com | Yorum yapılmadı »
7 Ağustos 2008 Perşembe admin
Pekin 2008 Olimpiyat oyunlarının başlamak üzere olduğu şu dönemde, sporla ilgili beğendiğim eski
bir editoryal aklıma
geldi. Çekimin başlığı “Figures Libres”, kahramanı ise
Kate Moss. Fransız
Vogue’un editörü
Carine Roitfeld’in stylingini yaptığı
bu çekimin fotoğrafçısı ise
Mario Testino.
Bu serinin en can alıcı ve beğendiğim fotoğrafı
nda genç
Kate Moss, siyah
beyaz olarak resimlenmiş.
Eee insanın
bu kadar güzel yüz hatları ve anlamlı bakışları olunca,
daha fazla teferruata
gerek yok sanırım.
Kategori modacadisi.blogspot.com | Yorum yapılmadı »
28 Temmuz 2008 Pazartesi admin
(Dikkat uzun yazı. Eyvah uzun yazı!)
Bunlarla kafayı yeme Melis sonu yok dedikçe, bu ekolojik olayına sardırmaya başlıyorum. En belirgin harekatı ise kozmetikte yaşıyorum. Geçen gün güvenilir kaynaklardan öğrendiğim şeyle yıkıldım. En zararlı kozmetik maddelerinin güneş koruyucuları olduğunu duyduğumdan beri de içim hiç rahat değil. Çünkü ten rengi sıralaması yapılırken, dünyadaki renkler benim beyazlığım referans alınıp da başlamış gibi. Yani ben sıralamadaki ilk renge sahibim. Yıllardır güneş görmemiş beyaz ötesi tenimi 50 üzeri faktörlerle korumak boynumun borcu. (50 faktörü ben ve çocuklardan başka kim sürüyor biliyor musunuz? Çok koyu tenliler, daha fazla kararmasınlar diye!) Güneş kremleri içerlerinde birçok kimyasal bulundurduğundan en zararlı ilan edilmiş. Peki bu durumda ne yapılıyor? Makyaja geldiği gibi güneş kreminde de tercih minerallerden yana olmalı. Fakat bu kimyasal olayı öyle ki, aslında şampuandan rimele, neredeyse ojeden ruja herşeyin içinde kimyasal madde var. Güneş sütümü mineral aldım, makyajımı minerallerle değiştirdim, peki diş macununu ne yapacağım, kıyafetlerimi en zararlılardan biri olan deterjandan nasıl kurtaracağım? Benim bu afilli gibi görünen sorularım birkaç yıllık dünyevi meseleler klasmanında, kanserojen katkı maddeli paranoyanın küresel ısınma manikdepresifli hali zaten. Meselenin hormonlu gıda KDV’sini de hasılata katmayı unutmamak gerek.
NTV Yeşil ekran destekli paranoyalarım, markette çaktırmadan deterjanın kansersizinden ararken, yediğim domatesi, ya da herhangi bir paketli ürünü de sorgulatıyor artık bana. Sonra birden İsviçre’de yaşamadığımı hatırlayıp, Allah’ın İstanbul’unda deterjandan, hormonlu çilekten, PEG içeren kozmetikten kaçsam ne olacak zaten diyorum. (Acaba Türkler’in toplam kalite ter kokusunun bizim payımıza düşen ozon tabakası delinimi ya da karbon gazı salınımının çokluğunda etkisi var mıdır? İşte BBC sana güzel bir belgesel araştırma konusu. Ancak araştırırken kokudan sağ kalamama ve ülkenize geri dönememe riski var benden uyarması.)
Fala inanma falsız kalma’nın ekoloji versiyonunu kendime tam prensip edinmişken, zat-ı alimi ürün içeriğine bakarken ve katil katkı maddelerini enselemeye çalışırken buluyorum. Yani merak var, istek var, hatta kafaya takmaya yakın bir ruh hali var, ancak daha hala çemberin dışındayım.
Bu arada araştırmalar, ekrana düşen ekolojik haberler bütününde kendime uzman! (kendini bilir) destekli bir koruma kremi aldım. Minerallerden yapılma olduğu söylenen İsrailli AHAVA’nın 50′leri.
Şimdi araştırırken bir marka daha gördüm, ekoseverlerin zaten bildiği bir marka gibi duruyor Lavera. Markayı biraz daha araştırdıktan sonra kendimde nemlendiricilerini ve temizleme jellerini alacakmışım gibi bir hava seziyorum. Kullananınız ya da başka şeyler bilip de paylaşmak isteyeniniz varsa söyler zaten. Bir de Almanca bilenlerin faydalanabileceği ürün didikleyen, Chanel, Clinique ve Nivea’nın içeriklerini beğenmeyen Öko-test diye bir site var. İşte onların beğenisi Lavera zaten. Almanca’ya ilk defa ihtiyaç duyuldu o da namüsait.
Eee ne yapıyorum o zaman?
1-Evet bu kadar beyazım. Güneşe çıkmak mı? Kendini intahar etmekle aynı kefende yatıyor. Rengim bu ve bir cilt nakli yaptırmadıkça değişmesi mümkün değil. En az 50 faktör koruma ve güneşle hiç anlaşamama durumları aynen devam.
2- Evet son zamanlarda benle cepten iletişim kuranlar, maymun gibi alolara gark oluyor. Nedeni kulaklığımı keşfetmem. Kulaklığın tele dolanması sonucu cevap vermede güçlük, ses ayarlarında nanaylık.
3- İnternet maillarında dolaşan 3 cep telefonu ile mısır patlatma gösterisi ve gazete destekli cebin beyin pişirme operasyonları bana geceleri kapattırıyor mereti.
4- Haci şakir’in toz sabunlarıyla çocuk eşyası yıkayan arkadaşlarım var. Deterjan konusu şu aralar benim için sıcak konu. Daha bulaşık makinasına takmadım.
5- AHAVA’yı deneyeceğim. Gerçi 50 zaten koruyacak. Mineral kısmı Allah’a emanet.
6- Makyaj malzemelerime onca yatırım yapmışım. Aklanmalarını bekleyip, fondötenim mineralli canım deyip, kendimi ekolojinin parçası zannetmeye çalışacağım.
7- Organik kara bulgurumun hakkını vermeye devam edeceğim. Elimdeki tek organik malzeme. Tüm yiyecekleri organik alamam ki’lerle kendimi kandıracağım. Bu yaşa kadar organik mi yemişiz ki diye Türklük yaptıktan sonra, e çocukken bu kadar katkı maddesi yoktu ki diye soru-cevap oynamaya devam edeceğim.
Kategori http://modatrendenin.blogspot.com | Yorum yapılmadı »
20 Temmuz 2008 Pazar admin
Net-a- porter mail atmış Cyndi ile tanışın diye. Hemen linki takip ettim ve kısa bir merasimden sonra tanıştık. Cyndi, Chloe’nin yeni “arzu edileni”. Ancak yeni koleksiyonda sadece Cyndi yok, Audra ve Saskia’yı gördüğümde de kalbim pıt pıt etti. Yeni renkler çok güzel olmuş. Demektir ki, bu kış enteresan renklerde çantalar ortalıkta olacak.

Cyndi

Küçük Saskia

Audra
Kategori http://modatrendenin.blogspot.com | Yorum yapılmadı »